BIY AD

22 Kasım 2009

El Clasico Öncesi Dengeler

15 gün önce haber şuydu: Cristiano Ronaldo sakat, El Clasico'da yok. Dün gece itibariyle ise kabusu yaşayan Barcelona oldu. Messi sakatlandı ve hafta ortasındaki kritik Inter maçında oynamayacak. Pazar günü Real Madrid maçında da şüpheli. 3 oyuncusu da domuz gribi yüzünden kadro dışında. Real Madrid'de ise güller açtı, dün akşam kazanıp liderliği teslim aldılar ve Ronaldo, Barça'ya karşı forma giyecek. Foto dün geceden. Futbol tarihine Bilbao kasabı Goikoetxea'yı hediye etmiş olan Basklılar dün gece de bu enstantaneyi sundular. Ayıp birşey yapmıyorlar! Messi'yi durduruyorlar...

21 Kasım 2009

Beşiktaş 3 - Fenerbahçe 0

Daum'un onbirinine 4-6-0 diyen de var, ben 4-4-1-1'i tercih ediyorum. Güiza'nın son dakika sakatlığıyla zaten beklenen onbiri sahaya sürdü Alman. Beşiktaş'ın şampiyonluk yarışında "ben de varım" diyebilmesi için mutlak kazanması gerektiği derbi öncesinde Kazım'ın o gereksiz, lümpen tweetinin motivasyonuna hiç ihtiyacı yoktu zaten. Yetenekli, süperstar, takımını sırtlayan futbolcuların kaprisleri hatta bazen şımarıklıkları çekilebilir ama Kazım bunların hiçbiri değil. Kim onun kulağına "sen büyük futbolcusun" diye fısıldamış bilmiyorum ama Aziz Yıldırım'ın bu hafta tornasından geçeceğine eminim.

Beşiktaş iyi başladı maça. Serdar Özkan klasiğini yapmasa, boş topu içeri atsa ilk 15'te zorlaşırdı Fenerbahçe için hayat. 25 sonrasında dengeledi oyunu deplasman ekibi. Bunda iki tarafından oyunu süratli oynamak yerine set oyunu tercih etmesinin payı büyüktü. Beşiktaş topa hız verdiğinde rakibine nasıl sıkıntı verdiğinin farkındaydı ama bunu beceremediler. Andre Santos, Carlos'a bakıp ben nasıl futbolcuyum diye düşünmesi lazım. Alex'in saha içindeki yokluğu hiç önemli değil, çıkar bir son vuruş yapar işi bitirir. Devrenin sonunda frikiği direkten dönmese başka maç olurdu tabii. Galatasaray maçındaki Kazım hamlesi Beşiktaş'a işlemedi. Sivok-Ferrari ve Ernst üçgeni arasında Kazım ve Alex eriyip gitti. Beraberliğe gelen Fenerbahçe, yerse Beşiktaş gibi sağlam savunma karşısında maçı nasıl döndürebileceğini düşünmedi bile. Akıllarda 0-0 vardı. Onu da İbrahim'in aslında sağ ayağıyla çok zorladığı ortasının Fink ile buluşması bozdu. Gol öncesinde Emre'nin sakatlığıyla zaten bozulan Fenerbahçe'nin ipini Bobo çok erken çekince derbi orada bitti.

Kazım'ın oyundan atılmasıyla da fark imkanı doğdu ki; 3. golü ofsayt Beşiktaş'ın. Denizli'nin ikiyi bulduktan sonra Uğur hamlesi takımı önce çok geri itti, Tabata, Yusuf'un yerine girse daha hızlı geçerlerdi orta sahayı. Daum'un Emre çıkmışken; kenarda Deniz ve Selçuk varken Santos'u göbeği çekmesine anlam veremedim. Ardından Semih değişikliği de Semih'e ayıp etmektir tabela o haldeyken. Kazanmayı aklından geçirmeyen kaybetti, beraberliği Daum sayesinde santra düdüğünde cebine koyup, İnönü tribünlerini de arkasına alan Beşiktaş ise bu 3 puanla şampiyonluk yarışına dahil oldu. Maçın adamı içine Evra kaçmış (!) İbrahim Üzülmez'dir.

Ve gecenin sorusu: 3 İstanbul derbisinin de kazananın 3 gol attığı başka bir sezon var mı?

Sakızlı Muhallebi

Sene 1993 ya da 1994 olmalı. Galatasaray basketbol takımının başında Aydan Siyavuş var. Kadro iyi ama bir türlü doğru kimya tutturamıyorlar, yabancıların biri gelip, biri gidiyor. Ligin ilk yarısında Fenerbahçe’yi yenerek taraftarlarını umutlandıran ve üst sıralara tutunabileceği mesajını veren Sarı-Kırmızılılar, ikinci yarıyla birlikte orta sıralarda yer alan Yıldırımspor ve Oyak Renault gibi takımlar önünde yenilgiye uğrayarak, serbest düşüşe geçiyor. Ve bu şartlar altında, Fenerbahçe ile oynanacak rövanş gelip çatıyor. Siyavuş, yakın çevresine “Bu maçı da kaybedersek beni kovarlar” diye fısıldıyor.
Fenerbahçe maçı kaybediliyor. Hem de çok farklı… Maçtan sonraki Pazartesi günü şubenin yöneticisi Faruk Süren, koç Siyavuş’a telefon ediyor: “Öğleden sonra benim ofisime bir uğrasana.”
Emektar antrenör, karısına, dostlarına durumu anlatıyor, “Buraya kadarmış” diyor ve Süren’in Fındıklı’daki ofisinin yolunu tutuyor. Tahmininin aksine, güleryüzle karşılıyor onu Süren… Dereden tepeden konuşuyorlar, laf bir türlü basketbola ve takımın durumuna gelmiyor. Sonunda Siyavuş, ayağa kalkıyor: “Faruk Bey, ben izninizi istemek durumundayım, Florya’ya, antrenmana yetişmem lazım.”
Süren sekreterini çağırıyor ve “Hani Aydan Beye bir şey ayırmıştık, onu getirsene buzdolabından kızım” diyor. Siyavuş şaşkın, tecrübeli yönetici geniş bir gülümsemeyle açıklıyor: “Geçen gün sakızlı muhallebi getirmişler, çok güzeldi. Yerken senin de kulaklarını çınlattık. Baban çok severdi, sen de seversin diye düşündüm ve bir tane ayırdım.”
Rahmetli Siyavuş bu öyküyü anlatırken, oracıkta telaşla kaşıkladığı sakızlı muhallebiden hiçbir tat alamadığını, o gün yaşadığının, gerçek bir sevgi gösterisi mi, yoksa Süren’e özgü ilginç bir uyarı biçimi mi olduğunu, asla anlayamadığını söylemişti.Muhtemelen aynı Süren, 1996 yılında Fatih Terim yönetimindeki futbol takımı sezona kötü girip, Fenerbahçe’ye 4-0 mağlup olduğunda da teknik direktörüyle karşılıklı oturup birer tatlı yemiştir. Sonraki dört yılda neler olduğunu hepiniz biliyorsunuz.
Galatasaray böyle bir kulüptü bir zamanlar…
Çok değil, sadece 15 yılı geride bıraktık ve yönetici profili bir anda değişti. Bugün devre arasında bayan basketbol takımının soyunma odasına inip, “Bu maçı alamazsanız…” diye başladığı cümleyi sinkaflarla bitirenler, protokol tribününden kendi sporcusuna sövenler oturuyor o koltuklarda…
Koray Mincinozlu ve Okan Çevik’i yıllardır tanırım. Spor kültürünü de, hayat bilgisini de Mektebi Sultani’de edinmiş, zeki ve iyi eğitimli adamlardır. Neyin ne olduğunu, nereye varacağını gayet iyi hesaplayacak analiz yeteneğine sahiptir ikisi de… Cemal Nalga olayında başvurulan cinliklerin, hinoğluhinliklerin aslında kimseye bir şey kazandırmadığını, bunun mankafalıktan başka bir şey olmadığını sizin, benim kadar bilirler.
Ortada bir akıl tutulması olduğu kesin…
Ama bir de şöyle düşünün: Hazırlık maçlarındaki yenilgilerden sonra bile işinizden olabileceğinizi düşünecek kadar baskı altındaysanız… Oyuncularınızın uluorta küfür yemesini istemiyorsanız… Başkalarının önünde hakaret işitmek, bu yaştan sonra ağırınıza gidiyorsa… Ve her şeye rağmen, hayatın merhametsiz mengenesi sizi avucuna almışsa… Çoluk çocuk varsa ve evde ekmek bekliyorsa…
Aklınız tutulabilir.
Bunun nasıl bir şey olduğunu en iyi bilen kişi Murat Özyer’dir.
Tıpkı Okan Çevik gibi aynı sıralardan yetişmiş olan, Galatasaray basketbol takımı koçluğundaki ikinci yılında takıma Avrupa’da yarı final oynattıktan sonra başarısız sayılan ve yerine antrenör aranan, bulunamayınca “Sen bizim evladımızsın” ayağıyla yine takımın başına geçirilen, ardından, o sezonun ortasında fol yok, yumurta yokken, son derece saygısızca kapının önüne koyuverilen Murat Özyer…
Profesyonelleri akıl tutulmasının eşiğine getiren hoyratlık ve baskı ile onları kupalara götüren özgür ortam arasında dağlar yok aslında…
Yalnızca bir kase sakızlı muhallebi var.

YİĞİTER ULUĞ

20 Kasım 2009

Hafta Sonu Futbol

20 Kasım Cuma
22:00 Marsilya-Paris Saint Germain / Kanal A
21 Kasım Cumartesi
12:00 Rubin Kazan-Zenit / Spormax
12:00 Spartak Moskova-CSKA Moskova /
13:00 Orduspor-Kocaelispor / D Spor
14:45 Liverpool-Manchester City / Spormax
16:00 Gaziantepspor-Bursaspor / Lig TV
16:30 Friburg-Werder Bremen / TRT 3
17:00 Rangers-Kilmarnock / Euro Futbol
17:00 Chelsea-Wolves / Spormax
19:00 Bologna-İnter / NTV Spor
19:20 İpswich-Sheffield Wed. / Futbol Smart
19:30 Manchester United-Everton / Spormax
20:00 Grenoble-Lyon / Kanal A
20:00 Beşiktaş-Fenerbahçe / Lig TV
21:00 Real Madrid-Santander / NTV
21:45 Twente-Vitesse / Futbol Smart
22:00 Auxerre-Monaco / Kanal A
23:00 At.Bilbao-Barcelona / NTV Spor
22 Kasım Pazar
00:15 Sunderland-Arsenal / Spormax (BANT)
13:30 Konyaspor-Boluspor / D Spor
14:30 Dundee United-Celtic / Euro Futbol
15:30 Bolton-Blackburn / Spormax
15:30 Ajax-Heerenveen / Futbol Smart
16:00 Milan AC-Cagliari / NTV Spor
16:00 Kasımpaşa-Trabzonspor / Lig TV
16:30 Bayern Münih-Leverkusen / TRT 3
18:00 Saint Etienne-Lorient / Kanal A
18:00 Stoke-Portsmouth / Spormax
18:30 Hamburg-Bochum / TRT 3
20:00 Galatasaray-Manisaspor / Lig TV
21:00 Botafogo-Sao Paulo / Spormax
21:45 Juventus-Udinese / NTV Spor
22:00 Montpellier-Lille / Kanal A

19 Kasım 2009

2010 Dünya Kupası: Potlar

2010 Dünya Kupası finalleri grupları 4 Aralık tarihinde belli olacak. Kura çekimine bu potlarla girileceği söyleniyor. Potları İtalyan medyasından aldım onlar da muhtemel notu düşmüşler.
Pot 1: Güney Afrika,İtalya, Brezilya, İspanya, Hollanda, Almanya, Arjantin, İngiltere
Pot 2: Kamerun, Şili, Fildişi Sahili,Paraguay, Uruguay, Cezayir, Nijerya, Gana
Pot 3: Fransa, Portekiz, İsviçre, Yunanistan, Sırbistan, Danimarka, Slovakya, Slovenya
Pot 4: ABD, Meksika, Avustralya, Honduras, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda, Kuzey Kore
Bu da İspanyolların hesabına göre potlar:

Henry ve Gallas

Topu eliyle taşıyıp pası veren ve İrlanda'ya golü atan aynı gün, aynı yıl doğdu, beraber aynı okula gittiler: Thiery Henry ve William Gallas. 17 Ağustos 1977 doğumlu iki futbolcu da. Peki Henry, Gallas'ın golü için ne dedi?

"El vardı ama ben hakem değilim. İki İrlandalının arkasındaydım, topu sekti, elimle temas etti ve golü attık. Önemli olan finallere gitmekti."

Fransa İçin 3 Manşet

Henry'nin eliyle Dünya Kupası'na giden Fransa'ya 3 bakış. Kendi gazeteleri Tanrı'nın eli diyor. Tanrı'nın Eli'ni iyi bilen Arjantinliler Kara El demişler. İrlandalılar ne kadar sakin bakmışlar.